Geri git   "Türkler`in Bilgi Paylaşım Forumu" TurklerForum.Com > Genel > Türkler'in Terör'e Tepkisi !
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 14-10-08, 13:08
petrelli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Genel Editör
 
Üyelik tarihi: 10-01-08
Nerden: sakarya
Yaş: 33
Mesajlar: 2.900
Thanks: 6
Thanked 88 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 68072516
petrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond repute
Standart Terör hakkında değişik yorumlar


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında Başbakan Erdoğan ve AKP Hükümetine çok sert çıktı. PKK ile mücadelede tek sorumlunun hükümet olduğunu kaydeden Bahçeli, AKP içinde PKK ile aynı dili konuşan milletvekilleri olduğunu söyledi. Bahçeli kürsüde yaptığı konuşmanın bir bölümünde elindeki haritayı göstererek çileden çıktı.
MHP lideri Devlet Bahçeli, "Hükümet, TSK'yı sinsice suçluyor" dedi. Bir AKP'li milletvekilinin topraklarımızdan vazgeçilme önerisini şiddetle eleştirdi, "Bir sayın milletvekili bu haritayı gösterip, Gavurdağı diyor sonra 'Bundan sonrası onlarındır' diyebiliyor! Bu ne cüret..." diyerek MHP grup toplantısında öfkesini dile getirdi.
"HÜKÜMET TSK'YI SİNSİCE SUÇLUYOR"
- TSK'nın Irak'a sınır ötesi operasyon yapması için hükümete yetki veren tezkere etkili bir şekilde kullanılmalı.
- Tezkere bir turnusol kağıdıdır. AKP sonu gelmeyen bir tedbir anlayışında. Halka ümit vermekten çok uzak bir noktada.
- Hükümet yerel seçimler nedeniyle günü ve vaziyeti kurtaracak bir arayış içinde.
- Hükümet terörle mücadele sorumluluğunu TSK'ya atma pişkinliği içinde.
- Hükümetin 'TSK ne istediyse verdik' demesi TSK'yı başarısızlıkla suçlamaktır. Bu sinsi yaklaşım bir aymazlıktır. Hükümet TSK'yı sinsi ifadelerle suçluyor.
"BU NE CÜRET"
- AKP içinde bölücü propaganda yapanlar var.
- Bölücü örgüt PKK ile hükümetin bölgeye dair vizyonları arasında tam bir uyum var.
- Barzani, bölücü örgüt ve AKP aynı fikirleri savunuyor.
- Gavur Dağı'ndan öteye geçilmesi gerekir sözleri bölücü örgütün nereye ulaştığını açıkça göstermektedir. Bu zırvaların sahibi olan zat, ne maksatla hatırlatma cüreti göstermektedir. Bahsettiği bu sanal hattı açıklamakla neyi amaçlamaktadır. Bu soruya verilen namuslu cevap her şeyi ortaya çıkaracaktır. Bizim sorguladığımız husus, Gavur Dağı ile Sivas arasındaki çizdiği o hat, Barzani'nin PKK'nın çizdiği hattır.
- Bu zihniyet en az PKK kadar bölücü ve o kadar ihanet içindedir. Kendisini milletvekili olarak adlandıran bu zat, bölücülüğü savunmaktadır. AKP ile PKK'nın vizyonları arasında bir uyum vardır.
- AKP eli silahlı teröristle diplomatik pazarlık içinde.
"KİME SÖZ VERDİNİZ"
- Irak'ta teröre karşı tampon bölge teklifimiz neden Başbakan'ı bu kadar rahatsız etti. Barzani'den bile sert tepkiyi neden verdi.
- Acaba kapalı kapılar ardında birilerine bir söz mü verdi. Kandil Dağı'na dokunulmayacağına dair bir planın parçası mı oldu?
- 'Ağzı olan konuşuyor' cevabı çaresizlik göstergesi.
- Terörle siyaset olmaz, krizle siyaset olmaz diyerek özürlü bir siyaset anlayışının bir parçası mı olacak.
İŞTE MHP LİDERİ'NİN KONUŞMASININ TAM METNİ

Yakından şahit olduğunuz gibi Türkiye son haftalar içerisinde mutad hale gelmiş bunalımlarının tırmandığı ve terör eylemlerinin yoğunlaştığı bir dönemin sancılarını yaşamaktadır.
Önceki hafta Aktütün Karakoluna yapılan saldırı sonucu elim kayıpların acıları yaşanırken, hemen ardından Diyarbakır'da meydana gelen terör saldırısı sonucunda Emniyet Mensuplarının şehadeti hepimizi derinden üzmüştür.
En son olarak İstanbul'da üzerinde patlayıcı madde taşıyan bir teröristin fark edilerek eylem yapmasına fırsat bulamadan yakalanması, terör örgütünün kanlı eylemlerini hedef gözetmeksizin tırmandıracağına ilişkin ipuçlarını vermektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu ihanetin son bulması için her türlü desteği vereceğimizi bir kez daha tekrarlıyor, aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Sınır Ötesine Operasyon yapması için Hükümete izin ve yetki veren tezkere geçtiğimiz hafta yüce Meclis'te oylanmış ve beklendiği gibi büyük bir ekseriyetle kabul edilmiştir.
Dileğimiz, terörün bir an önce son bulması, diğer tedbirlerle birlikte düşünülecek bu operasyon yetkisinin aziz milletimizin esenliği ile kardeşliğinin devamı için etkili bir şekilde kullanılmasıdır.
Son haftalarda artan terör eylemlerinin izlediği seyir, yaşanan gelişmeler ve tartışmalar ile hükümetin bu konulara olan yaklaşımını bir turnusol kâğıdı gibi ortaya çıkaracak olan yeni dönem, Yüce Meclisin bu önemli kararıyla birlikte başlamıştır.
Artık bir AKP klasiği haline gelen ve her sonbaharda tekrarlanacağı anlaşılan bu sürecin de yine "kanlı eylemler, sonu gelmeyen tedbir arayışları, sözde ateşkes çağrıları ve nihayet kış uykusuna yatma" denklemiyle tecelli edeceği görülmektedir.
Her kanlı eylemin ardından hükümet tarafından hatırlanan terörle ve bölücülükle mücadelede, hükümetin soruna bakış tarzı, artık çok kritik bir noktaya ulaşmış bu ihanetin geleceğini ve elbette ki aziz milletimizin bekasını yakından belirleyecektir.
Ne üzücüdür ki, hükümet üyelerinin beyanatları, tezkere görüşmesi esnasındaki yaklaşımları bu konuda topluma ümit vermekten çok uzak kalmış, bilinen zafiyetler tekrarlanmaya başlamıştır.
Terörle Mücadele, toplumun bütün kesimlerinin ortak desteği ve katkısı ile çözülecek bir milli sorundur. Çünkü her şeyden önce ortak hayat alanımız olan vatanımızı ve bizi bir arada tutan müştereklerimizi hedef almaktadır.
Biz bu konudaki çözüm yolunun "topyekun seferberlikten" geçeceğine inandığımız için hükümete önerilerimizi sıralamış ve konunun siyaset üstü bir mesele olduğu gerçeği ile her desteğe hazır olduğumuzu da ifade etmiştik.
Ancak, öncelikle kabul edilmesi gereken gerçek, bu sorunun siyasal muhatabının, elinde devlet ve hükümet gücünü kullanma yetkisi bulunan siyasal iktidar olduğudur.
Gelişmeler hükümetin terörle ve bölücülükle mücadelede soruna bizimle aynı pencereden bakmadığını, yaklaşan mahalli idareler seçiminin etkisiyle günü kurtaracak, tepkileri azaltacak, vaziyeti idare edecek bir yaklaşımı tercih ettiklerini göstermektedir.
Üstelik bunlardan daha da vahim olanı, hükümetin terörle mücadelede sorumluluğu sırtından atıp tamamen Türk Silahlı Kuvvetlerine yüklemeye çalışma pişkinliğinin Meclis çatısı altında alenen sergilenmiş olmasıdır.
8 Ekim günü yüce Mecliste tezkere hakkında hükümet ve iktidar partisi temsilcilerinin konuşmaları, iktidarın hükümet olduğunu unutup suçlu ve sorumluyu başka yerlerde arayan ilkel siyasetini bütün açıklığı ile gözler önüne sermiştir.
Tezkere hakkında söz alan sayın hükümet temsilcisinin; siyasi iktidarın tek sorumlu olduğunu göz ardı ederek terörle mücadeleyi Türk Silahlı Kuvvetlerine ihale etmesi ve "ne istedilerse verdik" anlamına gelen sözleri tam bir aymazlık olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu açıklama, "ne yapalım biz Türk Silahlı Kuvvetlerine her desteği veriyoruz ancak onlar terörü bir türlü önleyemiyorlar", demekten başka bir anlam taşımamaktadır.
Bu ağır itham, hükümetin sevk ve idaresinde bulunan bir devlet gücünün, onu sevk edecek hükümet erki tarafından sinsi ifadelerle suçlanması, terör kayıplarının bir taraftan teröriste, diğer taraftan Mehmetçiğe fatura edilmesidir.
Bu açıklama terörle mücadelede başarısızlığın, şaşkınlığın, siyasal ahlaktan yoksunluğun ve kokuşmuş bir zihniyetin ilk ağızlardan itirafıdır. Bunun başka bir anlamı ve açıklaması yoktur.
Başbakanlık tarafından Meclise sevk edilen ve çıkartılması istenen tezkere metninde, "Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına, sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere" yetkinin "hudut, şümul, miktar ve zamanının" hükümet tarafından belirleneceği açıkça yazılmıştır.
Talep edilen bu izin ve yetki yüce Meclis tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine değil, hükümete verilmiştir.
Tezkere metninin altındaki imza Başbakan Erdoğan'a aittir. Bu imza ile hükümet yetki ve sorumluluğun tamamını üstlenmiştir.
Verilen yetkinin hükümet tarafından ne derece başarılı yapılıp yapılmadığının hesabını verecek olan da bu konunun muhatabı olan hükümettir.
Başarısızlığa bahane ve adres aramak hükümeti vebalden ve hesap vermekten asla kurtaramayacaktır.

Türk milletini bölme, Türk devletini parçalamaya yönelik tarihi emellerin ilanı olan Sevr anlaşması, hepinizin malumu olduğu gibi ülkemiz coğrafyasını parçalara ayırmış, bu sanal paftalar üzerinde aziz yurdumuz yapay ülkelere paylaştırılmıştır.
Bu zillete tahammülü olmayan kutlu ceddimizin şanlı mücadelesi, milletimize bölünmeyi dayatanlara karşı bir şamar gibi inmiş ve vatan sınırlarımız bugünkü şekliyle hukuki meşruiyet kazanmıştır.
Bir taraftan Edirne'ye, diğer taraftan Hakkari'ye, bir yandan İzmir'e, öte yandan ise Iğdır'a kadar uzanan aziz topraklar ecdat kanıyla sulanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları çizilmiştir.
Bugün hiçbir milliyetçinin ve vatan sevdalısının aklında ve gönlünde bu topraktan bir karışının bile verilmesi ve hatta bunun hayal bile edilmesi mümkün değildir.
Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye Cumhuriyeti adı ile temsil edilen bu siyasi, beşeri, fiziki, kültürel ve ekonomik coğrafyayı bir ve bütün olarak korumaya yemin etmiş bir siyasi anlayışın temsilcileriyiz.
Ve bunu bir varlık sebebi ve kutlu bir vatan görevi olarak telakki ediyoruz.
Bu itibarla, kurulduğumuz 40 yıl öncesinden bu yana, aziz vatanımız ve muhterem milletimiz için duyduğumuz bağlılığı, sürekli vurguladık.
Verilecek toprağımızın, terk edilecek ilimizin, çizilecek sınırımızın, vazgeçilecek insanımızın olmadığını yüksek sesle sürekli tekrarladık.
Tarihin en müşkül anlarında bile terk edilmeyen bu toprakların, bugün kanlı terörün baskısı ile terke hazırlanıldığına dair en küçük bir şüphe veya ima bile bize göre vatana ihanetle eşdeğer bir alçaklıktır.
Ancak ne var ki, bizim vatan coğrafyasının bütünlüğü hakkında gösterdiğimiz kararlı duruştan nasibini almamış zihniyetlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında mevcudiyeti bugün yaşadığımız en büyük talihsizliktir.
Biz bunların örneklerine, bölücülüğün siyasi uzantılarının söz ve eylemleriyle daha önceleri şahit olmuştuk.
Bu kez, tezkere görüşmeleri esnasında, Adalet ve Kalkınma Partisi adına söz alan milletvekilinin, hükümetinin bu bölgede yaptıkları sözde hizmetleri anlatırken Yüce Meclise, "Gâvur Dağ'ından, Sivas'tan öteye geçmek lazım" mealindeki sözleri, bölücü propagandanın nerelere kadar ulaşmış olduğunu ve bu düşünce sahibini nasıl teslim aldığını bütün açıklığı ile ortaya koymuştur.
Bu zırvaların sahibi olan zat, vatan toprakları üzerinde çizdiği bu hayali hattın doğusunu muhterem milletvekillerine ne maksatla hatırlatma cüretini göstermektedir?
Bahsettiği bu sanal hattı, Yüce Meclise açıklamakla hangi coğrafyayı tanımlamak ve neyi kabul ettirmek peşindedir?
Zatın, bu sorulara vereceği namuslu cevap, milletimiz için düşündüğü ve vatanımız için varsaydığı ve kabul edemeyeceğimiz geleceğin de işareti olacaktır.
Bizim sorguladığımız husus, iktidar partisi adına konuşan bu milletvekilinin, Gâvur dağı ile Sivas ekseninde çizmeye çalıştığı hattın, PKK belgelerinde, Barzani haritalarında, Amerikan raporlarında ve uluslararası ihanet toplantılarında da yer aldığı gerçeğidir.
Bu beyanatla birlikte, sözün sahibi ve onu alkışlayan parti mensuplarının görüşleriyle, PKK'nın Türkiye'yi görmek istediği coğrafya arasında tam bir uyum olduğu ortaya çıkmıştır.
Bugün Başbakan Erdoğan'ın eşbaşkanlığına soyunduğu Büyük Ortadoğu Projesinin karanlık sınırlarına ilişkin dayatmaların, artık milletvekillerinde bile şekil bulduğu bu açıklama ile kesinleşmiştir.
AKP, PKK ve Barzani ayni çizgide, asırlık Sevr zihniyeti ile bir kez daha buluşmuş ve maalesef bunun için yüce Meclis kürsüsü alet edilmiştir.
Ve bize göre böylesi bir kirli zihniyet, en az PKK kadar bölücü, alçak ve ahlaksızdır.
Benim, ülkemin bir bölgesinde ısrarla bulunmamı isteyen benzeri ifadelere Başbakan Erdoğan'ın seçim gezilerinde de şahit olmuş, ancak toplumsal gerginliklere fırsat vermemek için bunların bir sürç-i lisan olduğunu farz ederek üstünde fazla durmamıştım.
Ancak görünen odur ki, bu ilkel siyaset ve istismarın alanı giderek genişlemiş ve maalesef Türkiye'yi yönetme iddiasındaki iktidar partisinin milletvekillerine, aziz vatanımızı ikiye bölecek bir coğrafi tasavvura da neden olmuştur.
Ard niyetinin artık iyice malum olduğu bu noktada Başbakan'a sormak lazımdır.
Beni ve partililerimi ısrarla ve her fırsatta bir vatan coğrafyasına davetinizden neyi ummaktasınız, hangi tertipleri tezgâhlamaktasınız?
Hangi küresel senaryonun, eksik kalmış parçasını bizim üstümüzden tamamlamak peşindesiniz?
40. yılına girecek bir siyasal hareket olarak, nerelere gidip, kimlerle kucaklaşacağımızı siz mi tayin edeceksiniz?
Biliniz ki biz maksadınızın farkında ve kurgulanan oyunun şuurundayız.
Bu sinsi tahrikleriniz, vatan uğruna şehadet mertebesine ulaşmış evlatlarımıza ve kahraman milletimize yapılmış en büyük ihanet ve hakarettir.
Bunun karşılıksız kalması asla düşünülemez. Şimdi değilse yarın mutlaka.
Milliyetçi Hareket olarak bizim;
Bin yıllık kardeşlik hukukunun bozulmaması, tahrik ve tertiplerle birliğimizin sarsılmaması, küçük bir kıvılcım bekleyen vahim gelişmelere fırsat verilmemesi için gösterdiğimiz yüksek hassasiyet ve fedakârlığı, bastırdığımız milli heyecanı asla anlayamayacak olan işbirlikçilere vereceğimiz en hafif cevap şimdilik şudur.

Tekirdağ'da bizimdir, Şırnak'ta bizim,
Artvin de bizimdir, Denizli de bizim.
Adımız bir, anımız bir, acımız bir.
Biz büyük bir aileyiz.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya tek bilek ve tek yüreğiz.
Biz alt kimlik ve etnik kalıntı değil büyük Türk milletiyiz.

Güvenlik mensuplarımızın şehadetleri ile sonuçlanan son terörist saldırıların en belirgin sonucu, hükümetin terör ve bölücülükle ilgili olarak stratejisinin, inancının, fikrinin ve niyetinin bulunmadığını ortaya koymuş olmasıdır.
Hükümet tarafından bir yandan kalkınmanın terörü önleyeceği söylenirken, diğer yandan bölgede artan zenginliğin ve mutluluğun terörü tahrik ettiğinin yine hükümet üyelerince ifade edilmesi tam bir şaşkınlık örneğidir.
Bir taraftan dış politikada ne kadar başarılı adımlar attığımız ve ne derece itibar kazandığımız anlatılırken; diğer taraftan bir PKK'lı teröriste sözde dostumuz Yunanistan makamlarınca oturma izni verildiğinin ortaya çıkması, bölücü bir TV kanalının hala Avrupa'dan yayınını sürdürmesi bu garabetin işaretidir.
Terör saldırısının ilk anlarında yapılan açıklamalarda "yataklık edenlerden hesap sorulacak" denirken, terörü Irak'tan besleyen ve yöneten aşiret reisleri ile masaya oturulacağına dair çıkan haberler tam bir çelişkinin belirtisidir.
Bir yandan, her terör eyleminden sonra sözde "gözden geçirilen ve alınan yeni tedbirler açıklanırken, öte yandan İspanya'da, İngiltere'de ve diğer Avrupa ülkelerinde terörle mücadele modellerinin araştırılması, dağınıklığın ve kararsızlığın kanıtıdır.
Bir tarafta, bir ABD yetkilisinin hiç bir istihbarat mükemmel değildir açıklaması ile duyulan kuşkular artarken, öte yanda hükümetin ısrarla ve sürekli olarak tekrarladığı ABD ile hiçbir sorunumuzun olmadığına dair şüphe uyandıran beyanatlar çarpıklığın göstergesidir.
Hükümet, terörle mücadelede tamamen pusulasını kaybetmiş, daha önce deneyip yanıldığı sözde diplomasi yolunu bir kez daha deneyerek süreci oyalamayı tercih etmiş olduğu görünmektedir.
AKP, Kuzey Irak'taki mevcudiyetini Türkiye'ye onaylatmak ve meşru hale gelmek isteyen Barzani'nin yeni bir tuzağına daha düşmüş, Başbakan'ın son açıklamalarından eli silahlı teröristin hamisi ile diplomatik pazarlıkların yapılacağı açıklanmıştır.
Aslında ne hükümetin ne de ABD'nin bu bölgeden PKK'yı uzaklaştırmak, etkisizleştirmek gibi bir niyetinin olmadığını anlamak için daha ne kadar beklenecek ve daha kaç şehit verilecektir?
Hükümet, başrolünde Barzani'nin bulunduğu bir küresel oyunun içine tam anlamıyla itilmiştir. Ülkemiz iki kötüden birini seçmekle karşı karşıya getirmiştir.
Türkiye, ya terör örgütünün sözde Irak'ın kuzeyinden uzaklaştırılması adına Kuzey Irak yönetimini adım adım tanıyarak Irak'ın üçe bölünmesine rıza gösterecek ve kendi koyduğu kırmızıçizgilerini tamamen çiğneyecektir.
Ya da Barzani'nin sevk, idare ve korumasındaki PKK terör örgütünün hunhar saldırılarına maruz kalmaya devam edecek ve acılara daha uzun süre katlanacaktır.
Hükümetin yıllar süren yanlış adımlarının önümüze getirdiği denklem ve sonu görünmeyen yol haritası budur.
Şimdi hükümet birinci yolu ehveni şer görüp, dağdaki teröristle Irak'taki hamisi vasıtası ile görüşmeyi seçmiştir.
Hükümeti Barzani'ye yanaşmaya adeta mahkum hale getiren stratejik girdabın son terör eylemleri ile ivme kazanmış olması, terörün kimin elinde bir enstrüman olduğunu, kime yaradığını, koca Türk devletinin kimlerle muhataplığa sürüklendiğini daha iyi göstermektedir.
Oyun artık belli olmuştur: Terörün beyni Barzani, yönetimi Kandil, destekçisi bölücüler, mihmandarı AKP'dir.
Bu ve benzeri gerçekler ortadayken, hükümet terörle mücadelede tam bir bozgun belirtisi gösterirken, bir hükümet üyesinin açık toplumdan söz ederek, güvenlik kuvvetlerini çağrıştıracak şekilde "biri bizi gözetliyor" imasında bulunması dikkat çekici olmuştur.
Güvenlik Kuvvetlerinin teröristlerin saldırısı altında olduğu sıralarda gerçekleşen ve kamuoyunu Türk Silahlı Kuvvetleri ile karşı karşıya getiren üzücü gelişmeleri burada tekrarlamanın bir anlamı olmadığı kanaatindeyim.
Ancak, bu konuyu zımnen gündeme getiren bir hükümet üyesine ve bu istenmeyen durumu kaşıyarak kamuoyunu Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı tahrik eden medyaya bir konuyu hatırlatmak istiyorum.
2003 yılının 6 Temmuzunda, Irak'ın Süleymaniye kentinde Amerikan askerlerince Mehmetçiklerimizin başlarına çuval geçirilerek rehin tutulduğu günlerde, yönetimin bir numaralı sorumlusu olan Başbakan Erdoğan'ın gezisini kesmeyip Kayseri'de otopark açılışı yaptığı, siyasi faaliyetlerine hiçbir şey olmamış gibi devam ettiği unutulmayacak bir seviye kaybı olarak henüz hafızalarımızdadır.
Bu açıdan doğru ve haklı eleştirilere yer, zaman, ortam ve sonuçları itibariyle yaklaşmalı, başkalarının hatalarını alkışlarken, kendi kusurlarını örtbas edecek bir ahlaksız yaklaşımdan kaçınılmalıdır. AKP medyası önce iğneyi kendisine batırmalıdır.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yıllardan beri terörle ve bölücülükle mücadelede önerdiğimiz başlıca tedbirleri geçtiğimiz Grup Toplantısında sıralamış ve güncelliğini kaybetmemiş tekliflerimizi kamuoyu ile paylaşmıştık.
Çok sayıda ve çok yönlü olarak dile getirdiğimiz bu tedbirlerden hükümet ve kamuoyunun ilgisi yalnızca tampon bölge olarak adlandırılan "güvenlik bölgesi" talebimize çevrilmiş ve hafta boyu tartışmalar bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır.
Oysa Kuzey Irak sınırları içerisinde uygun arazi koşullarında oluşturulacak "güvenlik bölgesi" önerimiz, bizim için terörist saldırıları bir nebze olsun hafifletmek, teröristi kaynağında tespit ve imha etmek fikrine dayalı önleyici ve caydırıcı tedbirlerin bir bölümünü ihtiva etmektedir.
Son olarak Başbakan Erdoğan'ın bu önerimizi "ağzı olan konuşuyor" şeklindeki bir ifade ile kendisine yakışan bir seviyede ele almış olması içine düştüğü çaresizliğin tezahürüdür.
Bizim anlayamadığımız husus, Kuzey Irak topraklarında oluşmasını istediğimiz güvenlik bölgesi teklifimizin Başbakan Erdoğan'ı neden bu kadar ürkütmüş olduğudur.
Teklifimiz üzerine, Barzani'den bile daha fevri tepkiler veren ve bir panik hali gösteren Başbakan'ın, acaba Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'a girmeyeceğine dair birilerine verdiği bir sözü mü vardır?
Kandil Dağı'na operasyon yapılmayacağına yönelik olarak kapalı kapılar arkasında bir güvence mi vermiştir?
Milliyetçi Hareket Partisi, milletimiz ve devletimiz için doğru bildiklerini hiçbir tesir ve dayatmaya izin vermeksizin tamamen hür iradesi ile dile getiren muhteşem bir siyasal harekettir.
Sayın Başbakan, nasıl siyaset yapacağımızı, hangi konuları siyasete taşıyacağımızı senden mi öğreneceğiz?
Terörle siyaset olmaz, krizle siyaset olmaz, diplomasiyle siyaset olmaz diyerek hayatın her alanına yasak getirmeye çalıştığın özürlü siyaset zihniyetinin takipçisi mi olacağız?
İnançların istismarı, vicdanların sömürüsü, gurbetçileri aldatılması siyaset olacak…
Bizim makul tekliflerimiz, samimi yaklaşımımız, çözüm yollarımız ve milli duruşumuz siyaset sayılmayacak.
Bu durumu milliyetçi siyaset anlayışımız şiddetle reddeder.
Milliyetçi Hareket Partisi dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da söyleyeceklerini hiç kimsenin iznine ve icazetine bırakmadan yüksek sesle haykırmayı sürdürecektir.
Sayın Başbakan, sizin düşüncelerinizi nasıl ifade ettiğiniz bizi hiç ilgilendirmez.
Ama biz ağzımızla konuşur, beynimizle düşünür, aklımızla kavrar, sevgimizle kucaklar, gönlümüzle coşar, yüreğimizle inanırız.
Bayrağımızla gururlanır, şehidimizle ağlar, destanlarla bağlanırız.

Konuşmamın bu bölümünde; küresel ekonomik sistemi köşeye sıkıştıran ve ülkemizi tehdit eden, global ekonomik krizin ülkemize yönelik muhtemel etki ve sonuçları üzerindeki görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Küresel ekonomik sistemin tıkanma aşamasına geldiği, işleyişinin ciddi oranda bozulduğu ve bunların sonucunda, iflasların şimdilik finans sektöründe yaşandığı bir dönemin içinde bulunmaktayız.
Peşi sıra yoğun bakıma alınan finans kuruluşları, ateşi yükselen üreten sektörler, kapsamını sürekli genişleten belirsizliğin içinde adeta çırpınmaktadır.
ABD'de faizlerin yükselmesiyle birlikte, zaten hassas ve kritik bir durumda olan saadet zincir halkaları kopmuş, küresel ekonomi tam bir yangın yerine dönmüştür.
Kredi bulan müşteriler, komisyon kazanan ipotek aracıları, kredi satan ABD'li yatırım bankaları, satılan krediyi alan Avrupalı bankalar, kural içinde oluşturulan usulsüzlüklere onay veren reyting şirketleri, risk dağıtılıyor diye bayram eden düzenleyici otoriteler el birliğiyle içten içe yanan ekonomik krize malzeme taşımışlardır.
Yaratılan gayrimenkul balonu en sonunda patlayarak, sel ve sağanak halinde dünyanın birçok yerini etkisi altına almıştır.
Arkası arkasına acil servise kaldırılan ve gözetim altına alınan büyük yatırım bankaları, finansal kuruluşlar; bir süre sonra ya çökmüş, ya devlet kontrolüne alınmış, ya da başka bir kuruluşla birleştirilerek gücünü kaybetmişlerdir.
Ekonomilerdeki buhranın dalga dalga yayıldığı böylesi bir zamanda; Türkiye ekonomisine yön verenlerdeki atalet ve vurdumduymazlık, teşhis ve ön almadaki gecikme, ilgi ve gayretteki zafiyet, zaten var olan sorunları daha da artırabilecek ve sonuçta içinden çıkmayacağımız bir açmaza yol açabilecektir.
Başbakan Erdoğan ve hükümeti bu tehlikeyi ne kadar görmek istemese de, yangın kapımıza kadar dayanmıştır.

Küresel ekonomideki kriz tufanının ve tırmanan belirsizliğin ortaya çıkardığı ağır sorunların Türkiye ekonomisinde yol açabileceği travma, görüldüğü kadarıyla hala AKP hükümeti tarafından ciddiye alınmamaktadır.
Ekonomide depresif halin yaygınlaşmaya başladığı ülkemizde, yılların biriktirdiği fay hattı çatırdamaya başlamıştır. Önümüzdeki süreç ekonomik büyümenin düşeceği, işsizliğin yaygınlaşacağı, yoksulluğun bir çığ gibi artacağı bir dönemi işaret etmektedir.
Sanayi üretiminin yüzde 4 oranında gerilemesi, imalat sanayi sektörünün yüzde 5,7 azalması yaklaşan sorunların habercisi niteliğindedir.
Buna ilave olarak; geçtiğimiz yıl Eylül ayında yüzde 83,2 olan üretim değeri ağırlıklı kapasite kullanım oranının, bu yılın aynı ayında yüzde 79,8 seviyesinde gerçekleşmesi, üreten ve çalışan sektörde, bu zamana kadar ötelenen sıkıntıların açığa çıktığını göstermektedir.
Küresel ekonomiyi kasıp kavuran ekonomik kriz saldırısını durdurabilmek için, hükümetler ve merkez bankaları tedbir üzerine tedbir alırken, Türkiye'de başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, bazı AKP'li bakanların "Gereken tedbirler alınacaktır" sözleri ciddiyetsizliğin ve şaşkınlığın bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
'Bize bir şey olmaz'
yaklaşımlarıyla, sürekli üstü örtülen ve görmezden gelinen büyük ekonomik sarsıntının, umursamaz politik tavırlarla geçiştirilemeyeceğini sorumluluk sahibi siyasi irade iyi bilmelidir.
"Türkiye'nin bu krizi birçok dünya ülkesine göre daha az bir zararla atlatacağını" iddia eden Başbakan'ın, bildiği ve aldığı önlemlerin ne işe yaradığı da çok yakın bir zamanda net bir şekilde aziz milletimiz tarafından görülecektir.
Temennimiz; açıklamaları ve konuşmalarından ekonomi nosyonuna ne kadar yabancı olduğu anlaşılan Başbakan Erdoğan'ın; ayağımızı yere sağlam basıyoruz diyerek, küresel krizi hafife almasının muhtemel acı faturasına milletimizin maruz kalmamasıdır.
Aziz vatandaşlarımız yaş yere basarken, elbette ki göz kamaştıran servetini dolarda tutan Sayın Başbakan, kriz sonucunda yükselen doların seyrinden memnundur ve ayağını gerçekten sağlam yere basmaktadır. Bize göre Başbakan'ın yere sağlam basmaktan anladığı budur.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak; alınacak her ciddi önlemin, samimi ve kararlı siyasi duruşun krizi karşılamada çok önemli bir itici güç olduğuna yürekten inanıyoruz.
Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarında var olan kafa karışıklığı, hala atılması gereken adımlarla ilgili ciddi bir belirsizliğin hâkim olması kaygılarımızda haklı olduğumuzu göstermektedir.
Yaklaşmakta olan krizin, Türkiye ekonomisini özellikle ihracat ve dış kaynak temini bağlamında etkileyeceği ortadayken, Başbakan Erdoğan'ın cari açığı ürkütücü göstermenin yanlışlığına vurgu yapması; derin bir gaflette olduğunun ispatıdır.
Toplam ihracat içinde yüzde 42,3 paya sahip Avrupa Birliği ülkelerini, krizin tam anlamıyla vurması; ihracat gelirlerini geriletecek ve büyümeyi düşürecek bir sonuç doğuracaktır.
Ayrıca, ithalat artışının hız kesmemesi halinde; cari açığı en fazla besleyen dış ticaret açığının tırmanması, küçümsenen cari açığın olumsuzlukları tetiklemesine neden olabilecektir.
Anlaşılmaktadır ki; Başbakan Erdoğan ve hükümeti gerçek gündemin gerisinde ve dışındadır.
Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü borç ve kredi batağında çare ararken, kredi kartları, tüketici kredileri üzerinde daha hassas davranılmasını ve bunlardan zaaf belirtileri doğmasını istemediklerini ilan eden bir Başbakan, yönettiği Türkiye'nin gerçeklerinden tamamen uzaktır.
Başbakan Erdoğan'ın yalan ve hamasetle ürettiği ve kendi siyasi başarısına bağlı olmayan ekonomideki göreceli istikrar halinin boyaları dökülmekte, sözde başarı masalları, var olan olumsuzlukları artık gizleyememektedir.
Bu hükümetin, tıpkı ve aynen palazlandığı siyasi ve ekonomik şartlara benzer bir şekilde milletimizin gündeminden gideceği günler yakındır.

AKP hükümeti tarafından bu zamana kadar gelen sermayeye verilen yüksek faiz, sürekli bastırılan döviz kuru dışarıya kaynak ve varlık transferini deyim yerindeyse azdırmıştır.
Çiftçimizin alın teriyle tarlasından elde ettiği geçinmesine bile zor yeten kazancı, işçimizin emeği, memurumuzun çocuğunun rızkı, emeklimizin hayat boyu çalışarak elde ettiği maaşı, yıllardan beri AKP hükümetini ayakta tutan sıcak para tacirlerinin cebine gitmiştir.
Yüksek faizle gelen para tüccarları, getirdiğinden daha fazlasını götürerek, sofralardaki ekmeğin dilim dilim azalmasına neden olmuşlardır.
Nasıl ve nereden gelirse gelsin denilerek kucak açılan başıbozuk ve kaynağı belli olmayan sermayeye ödenen yüksek reel faiz; bakkal poşetlerinin, market filelerinin, pazar sepetlerinin her geçen gün daha da boşalmasına sebep olmuştur.
Dükkânını siftah yapmadan kapatan esnafımız, perişan bir halde olan ve hiç destek almadan var olmaya çalışan sanayicimizin artan feryatları hükümet tarafından halen işitilmemektedir.
Bir tarafta şikâyet ederken, öbür yanda yüksek faizin devam etmesi için elini ovuşturan hükümet; vatandaşlarımızın gece gündüz çalışıp elde ettiği kazancını bağımlı olduğu faize teslim etmektedir.
Bu fasit döngünün devam etmesi ve sanal başarının sürmesi için faize mecbur olan AKP hükümetinin; bu döneme kadar yelkenini şişiren, arkasında dayanak olan dış dünyadaki olumlu hava da kaybolmuştur.
Başbakan Erdoğan'ın bastırmaya çalıştığı sıkıntısının ve hükümet üyelerindeki telaşın asıl sebebi de budur.
Sayın Başbakan'ın, devri iktidarında günü kurtarmasına yardımcı olduğu ve sahte başarılarına kapı araladığı; dış konjonktürdeki iyimser hava ve uygun ortamın artık bir daha geri gelmeyeceğini iyi anlaması; hem kendi açısından, hem de milletimizin geleceği bakımından yararlı olacaktır.
Sürekli krizin bir fırsat olarak değerlendirilebileceğini iddia eden AKP zihniyetine sormak lazımdır? Madem böyle bir niyet ve düşünceye sahipsiniz; o zaman elinizi tutan mı var, ne bekliyorsunuz krizi fırsata çevirmek için?
Aziz milletimizin krizlerle mağdur olmaması, Milliyetçi Hareket Partisi olarak en büyük dileğimizdir. Biz kriz fırsatçılığı yaparak, bu durumdan siyasal fayda elde etmeyi aklımızın ucundan geçirmeyecek kadar basiret sahibi ve Türkiye sevdalısıyız.
Sözümüzün başı da, sonu da; fikrimizin içi de, dışı da birdir ve büyük Türk milletinin menfaatinedir. Yoksulun, ezilmişin, işsizin, çaresizin derdini en çok biz anlarız.
Aziz millet fertlerinin, ekonomik şartların olumsuzluğundan dolayı bunaldığı hepimizin malumuyken, temennimiz yeni krizlerin yaşanmamasıdır.
Uyarılarımız, ikazlarımız ve itirazlarımız sorumluluk sahibi siyasi iradenin daha uyanık olması ve lazım gelen tedbirleri bir an önce alması içindir. Çünkü gecikilen her anın bedeli ağır olacaktır.
Unutulmamalıdır ki; bu bedeli de öncelikle ve mutlaka Başbakan Erdoğan ve hükümeti ödeyecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken hepiniz bir kez daha saygılarımla selamlıyorum.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
The Following User Says Thank You to petrelli For This Useful Post:
ümit54 (01-12-08)
  #2 (permalink)  
Alt 14-10-08, 13:20
petrelli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Genel Editör
 
Üyelik tarihi: 10-01-08
Nerden: sakarya
Yaş: 33
Mesajlar: 2.900
Thanks: 6
Thanked 88 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 68072516
petrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond reputepetrelli has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Terör hakkında değişik yorumlar


Her gün bir şehit cenazesi gelirken DTP'liler gemi azıya aldılar. PKK'nın Meclis'teki temsilciliğine soyunan DTP şimdi de büyük tepki toplayacak eyleme hazırlanıyor. Eylemin öncüsü ise Hasip Kaplan PKK ile kol kola girdiler, susuldu. Hepisinin dağda bir akrabası olduğu ortaya çıktı, sessiz kalındı. Bebek katiline Meclis'te methiyeler dizildi bir şey denmedi. Şimdi de "sözde Kürt sorunları" na çözüm bahanesiyle PKK'ya düzenlenen operasyonları protesto için oturma eylemi başlatılıyor. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, dağdakilere mesaj anlamı da tayına eylemini yarından itibaren Meclis kulisinde başlatacak.
Meclis Başkanı Köksal Toptan'la görüşme yapağını ve yarın süresiz eyleme başlayacağını açıklayan Kaplan "Partilere, milletvekillerine, sivil toplum örgütlerine, aydınlara, sanatçılara ve basına da çağrıda bulunacağım. Meclis en asli görevini yerine getiremiyor, başaramıyorsa erdemlilik gösterir halka gider, sandığa gider. Başka seçenek yok" dedi.
Her gün bir şehit cenazesi gelirken DTP'liler gemi azıya aldılar. PKK'nın Meclis'teki temsilciliğine soyunan DTP büyük tepki toplayacak eyleme hazırlanıyor. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, siyasi partilerin bir araya gelerek Sözde "Kürt sorunu" konusunda ortak çözüm aramaları talebiyle yarından itibaren Meclis kulisinde oturma eylemi yapmaya hazırlanıyor. Eylemin yapılmasının asıl nedenlerinden biri de PKK'ya karşı başlatılan operasyonları protesto olacak. Kaplan, oturma eylemi ile ilgili olarak bugün Meclis Başkanı Köksal Toptan'la görüşmeyi planlıyor.
Kaplan, Meclis'in ilk gününde, "siyasi partilerin gündemi ile halkın gündeminin birbirinden farklı olduğunu, Meclis'in ise dargın liderler meclisi olmaya devam ettiğini" belirterek yaşanan son olaylardan sonra liderlerin ve siyasi partilerin bir araya gelerek ortak çözüm araması gerektiğini söyledi. Kaplan, bunları bahane edip oturma eylemi kararını uygulamaya koyacak.

Kaplan, Türkiye'nin tehlikeli bir süreçten geçtiğini belirtirken oturma eyleminin amacını da "Tehlikeli süreç karşısında Türkiye'de barış ve güvenlik ortamı için sorunların uzlaşı ve diyalogla çözülmesi için öncelikle Meclis'te bütün partilerin bir araya gelip acil gündemle sorunun çözümünü tartışıp ortak bir çalışma başlatması gerekir" şeklinde açıkladı.
Kaplan, "Gruplarla ilgili bir karar değil. Kişisel kararımdır. Partilere, milletvekillerine, sivil toplum örgütlerine, aydınlara, sanatçılara ve basına da çağrıda bulunacağım. Meclis en asli görevini yerine getiremiyor, başaramıyorsa erdemlilik gösterir halka gider, sandığa gider. Başka seçenek yok. Bu bir birey olarak bir milletvekili olarak, bir üye olarak vicdanımın sesini dinleyerek yaptığım bir uyarma eylemidir." dedi.
Kaplan, yarın yapacağı basın açıklamasıyla Meclis kulisinde süresiz oturma eylemine başlayacağını kaydetti. Kaplan ayrıca bugün de Meclis Başkanı Köksal Toptan'la da görüşerek eylem kararını bildirecek.
6 YIL SONRA İLK
6 yıl aradan sonra bir kez daha oturma eylemine sahne olması beklenen TBMM'de, 2002 yılında DYP Karabük Milletvekili Mustafa Eren Meclis Genel Kurul Salonu'nda oturma eylemi yapmıştı. Eren, Karabük Demir-Çelik İşletmeleri'nin (KARDEMİR) kapanma noktasına gelmesinde sorumlu olarak gördüğü hükümeti protesto etmek için Meclis Genel Kurul Salonunda oturma eylemi yapmış, dönemin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller de kendisine "Boş sandalyeler arasında bir savaşçı" diye seslenerek destek vermişti.
HEP'LİLER VE CHP'LİLER DE MECLİS'TE OTURDU
DYP'li Eren'in iki gün süreyle Meclis Genel Kurulu salonunda oturma eylemi yapmasının yanı sıra Meclis, daha önce de bu tür eylemlere sahne oldu. Kapatılan HEP'in bazı milletvekilleri, yargılanmak için dokunulmazlıklarının kaldırıldığı gün geceyi Meclis'te geçirmişti.
Yine 1999 yılında bir grup CHP'li milletvekili dokunulmazlıklarla ilgili TBMM'de oturma eylemi yapmıştı. Nezir Büyükcengiz, Eşref Erdem, Adnan Keskin, Sabri Ergül, Mustafa Kul, Tuncay Karaytuğ, Haydar Oymak ve Yılmaz Ateş gibi isimlerin Meclis Genel Kurul Salonu'nda, anayasanın 83. maddesinin değiştirilmesine ilişkin anayasa değişikliğinin Meclis'ten geçmemesini protesto etmek için "Temiz Siyaset Nöbeti" adıyla başlattıkları oturma eylemi üç gün sürmüş, milletvekilleri üç gün boyunca Genel Kurul Salonu'nda yatıp kalkmıştı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 14-10-08, 21:07
asabi çocuk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Paylaşmaya Başladı
 
Üyelik tarihi: 01-09-08
Nerden: istanbul
Mesajlar: 71
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 5146561
asabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond reputeasabi çocuk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Terör hakkında değişik yorumlar

Paylaşımın için saolasın petrelli
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 14-10-08, 21:25
CANTÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Azimli Türk
 
Üyelik tarihi: 22-02-08
Nerden: istanbul
Mesajlar: 256
Thanks: 2
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 373705
CANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond reputeCANTÜRK has a reputation beyond repute
Thumbs up Cevap: Terör hakkında değişik yorumlar

Tekirdağ'da bizimdir, Şırnak'ta bizim,
Artvin de bizimdir, Denizli de bizim.
Adımız bir, anımız bir, acımız bir.
Biz büyük bir aileyiz.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya tek bilek ve tek yüreğiz.
Biz alt kimlik ve etnik kalıntı değil büyük Türk milletiyiz
Herşeyı anlatıyor paylaşım için teşekkürler


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 24-11-08, 21:33
yagmur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 24-11-08
Mesajlar: 25
Thanks: 2
Thanked 11 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 202180
yagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond reputeyagmur has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Terör hakkında değişik yorumlar

Tekirdağ'da bizimdir, Şırnak'ta bizim,
Artvin de bizimdir, Denizli de bizim.
Adımız bir, anımız bir, acımız bir.
Biz büyük bir aileyiz.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya tek bilek ve tek yüreğiz.
Biz alt kimlik ve etnik kalıntı değil büyük Türk milletiyiz...
bu vatan bizimdir bizim kalacak!!!

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,
dinleyenin dinlemesinden,anlamsandan
ileri gelir...
Mevlana..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Terim'e Zam ve yapılan Yorumlar Rai_Han Milli Takım 0 14-09-07 17:26
Türkler için yapıLan olumlu yorumLar *KöNiG* Türkler 2 04-01-07 20:20
YouTube'da Ajdar Hakkında Yapılan Yorumlar palit Geyik Muhabbeti, Gülmece 3 16-11-06 19:17


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:51 .


Powered by TF-Takımı
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0 RC4

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286<