Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 20-08-08, 12:12
Albayrak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Albayrak Albayrak isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Azimli Türk
 
Üyelik tarihi: 05-11-06
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 171
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3029334
Albayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond reputeAlbayrak has a reputation beyond repute
Standart ABD'nin yeni Dünya Düzeni

ABD’NİN YENİ DÜNYA DÜZENİ VEYA
POST MODERN SÖMÜRGECİLİK
G İ R İ Ş
İnsanlar bir arada yaşamak zorunda bulunan canlılar olduğundan, karşılıklı ilişkilerini belirleyen norm ve kurallar koymuşlar ve bu kurallara göre ilişkileri düzenleyen kurum ve kuruluşlar oluşturmuşlardır. Oluşturulan sosyal yapı insanların karşılıklı görev ve sorumluluklarını belirlediği gibi, nimet külfet paylaşım biçimini de tayin eder. Norm, kural ve kurumların oluşturduğu yapı arasında ahenkli ilişkiler var ise, bu yapıya düzen (nizam) denmiştir.
Sosyal ilişkileri biçimlendiren düzen “Hakkı Üstün Tutan” bir anlayışa göre şekillendirilmiş ise, nimet külfet paylaşımın adil olması esas alınmıştır. Çünkü bu anlayışa göre sosyal kurum ve kuruluşların varlık nedeni, haklıyı korumak ve sosyal ilişkilerde adaleti tesis etmektir.
Şayet sosyal ilişkileri şekillendiren anlayış “Kuvveti Üstün Tutan” bir anlayış ise nimet külfet paylaşımın kurallarını güçlü olanlar belirlemiştir. Sosyal kurum ve kuralların varlık nedeni güçlülerin hükümranlığına süreklilik kazandırmaktır. Onların iktidarına süreklilik kazandırmaktır.
Bugün dünyada “Kuvveti Üstün Tutan” Batı Medeniyeti hâkim durumdadır. Bu anlayışın ilkelerine göre küresel düzeyde bir düzen sürdürülmeye çalışılmaktadır. XV. yüzyıldan itibaren uluslararası ilişkileri biçimlendirmeye başlayan bu sisteme Kapitalizm denilmektedir. Kapitalizm dinamik bir sistemdir. Dünyadaki gelişme ve değişmelere göre yaklaşık her yüzyılda yeniden yapılandırılmaktadır. Var olan kurumların işleyişi yeniden gözden geçirilmekte; ihtiyaç halinde yeni kurum ve kuruluşlar ihdas edilmektedir.
XXI. yüzyılın başından itibaren ABD’nin önderliğinde XX. yüzyılın birinci yarısının sonlarına doğru, 4 Şubat 1945 tarihinde toplanan Yalta Konferansı ile oluşturulan dünya düzenine yeni bir şekil verilmeye çalışılmaktadır. Başka bir ifadeyle Kapitalizm “Postmodern Sömürgeci” bir yapıya kavuşturulmaktadır.
I- MEVCUT DÜNYA DÜZENİ KUVVET MERKEZLİ BİR DÜZENDİR
Dünyada her alanda ikili bir yapı mevcuttur. İnsan bu iki alternatiften birini tercih etme durumundadır. Gece ile gündüz, yaz ile kış, pozitif ile negatif, hak ile kuvvet şeklinde hemen hemen her alanda ikili bir yapı bulunmaktadır. Kısaca kâinatta ikili bir sistem hâkimdir. İnsanlık tarihi boyunca oluşturulan sosyal kurum ve kuruluşlar da bu iki anlayışa göre şekillendirilmişlerdir.
Bu anlayışlardan biri “Hakkı Üstün Tutan Dayanışmacı Dünya Görüşüdür”. Bu dünya görüşüne göre insanlar, yaradılışları gereği bir arada yaşamak zorunda olan şuur ve akıl sahibi canlılardır. Bir arada bulunan insanların isteyerek gönüllü işbirliği ve dayanışma içinde ortak sorunlarına çözüm üretmeleri için haklının hakkının koruması gerekir. Başka bir ifadeyle “Hakkın Üstün Tutulması” gerekir. Sosyal hayatta ortak gayretlerle oluşturulan nimet ve külfetin “hak” ölçütüne göre adil paylaşılması esastır. Sosyal hayatta düzen ve ahenk ancak nimet-külfetin adil paylaşımıyla sağlanabilir. Bu zihniyete “Hak Merkezli” zihniyet diyoruz.
İnsanlık tarihi boyunca bütün peygamberler, insanları bu anlayışa davet etmişlerdir. Onlar, sosyal hayatta hukukun üstünlüğünü ve nimet külfet paylaşımının adil olmasını savunmuşlardır. Peygamberî anlayışa göre oluşan medeniyetler, insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı adaletle tesis etmişlerdir. Sosyal hayatta yardımlaşma ve dayanışmaya dayanan barışı (silm) sağlamaya çalışmışlardır.
Sosyal yapılanmanın dayandığı diğer bir dünya görüşü ise “Kuvveti Üstün Tutan Çatışmacı Dünya Görüşüdür.” Bu anlayışa göre kâinatta sürekli çatışma vardır. Çatışmada tarafların menfaatleri birbirleriyle çelişir. Çatışmanın neticesinde güçlü olan taraf kazanır ve sosyal düzenin norm ve kurallarını belirler. Bu norm ve kurallara göre kurumlar oluşturulur ve düzenler kurulur. Bu düzende yardımlaşma ve dayanışma baskı ve zorla sağlanır. Düzen ve ahengin sağlanması için güçlülerin iktidarına süreklilik kazandırılması gerekir. Aksi takdirde çatışma başlar. İstikrar bozulur ve sosyal hayatta karmaşa egemen olur. Bu zihniyete ise “Kuvvet Merkezli” zihniyet diyoruz. Çünkü bu zihniyete sahip olanlar kuvveti, hak nedeni sayarlar.
İnsanlar yerleşik düzene geçtikten sonra bu anlayışa göre ilk sosyal yapı Eski Mısır’da Nil Deltası’nda Firavunların önderliğinde kurulup modelleştirildiğinden dolayı bu anlayışa Firavunî anlayış diyebiliriz.
Mevcut dünya düzeni, hak merkezli bir dünya düzeni değildir, kuvvet merkezli bir dünya düzenidir. Eski Mısır, Eski Yunan ve Eski Roma düzenin bir devamıdır. Batılı bilim adamları da mevcut Batı uygarlığının Eski Mısır, Eski Yunan ve Roma medeniyetinin dünya görüşü ve değer ölçülerine dayalı olarak kurulduğunu savunmaktadırlar. Hatta bugünkü ABD Yönetimi, Roma İmparatorluğunun varisi gibi davranmakta ve çağımızda Roma İmparatorluğu gibi dünyada düzen ve ahengi kurmak istediğini ileri sürmektedirler.
II- KAPİTALİZMDE YENİDEN YAPILANMA SÜREKLİDİR
Batı uygarlığı XV. yüzyıldan itibaren dünya sahnesine Ticarî Kapitalizm olarak ortaya çıkmıştır. Ticarî Kapitalizm, ticaret yoluyla dünya kaynaklarının önemli bir bölümünü Batı Avrupa’ya aktarmakla Sanayi İnkılâbı’nın gerçekleşmesine ortam hazırlamıştır. Sanayi İnkılâbı, bir bakıma kolonilerden Batı Avrupa ülkelerine aktarılan fazla değerlerin sermaye oluşumuna dönüştürülmesiyle oluşan üretim teknik ve yöntemlerindeki hızlı gelişme ve değişmeyi ifade etmektedir.
Kapitalizmin kurumsal yapısını belirleyen ilkelerini, iktisadî gücü elinde bulunduran çevreler tarafında geliştirilmiş ve uygulanmıştır. İktisadî değerlerin önemli bir bölümüne sahip olan bu çevrelerin her zamanda ve ortamda göz önünde bulundurdukları husus, iktisadî faaliyetlerin oluşturduğu değerlerin paylaşımında kendi paylarının miktarı ve sürekliliğidir. İktisadî faaliyetleri yönlendirmede ne kadar kâr edecekler ve bu kârları ne ölçüde sürekli olacaktır? Siyasi ve iktisadî politikalar belirlenirken her zaman göz önünde bulundurulması gereken konuların başında bu iki konu gelmektedir. Kapitalizmde meydana gelen değişme ve gelişmelerin sistemde meydana getirdiği tıkanıkları aşmak amacıyla sürekli yapısal değişime gidilmiştir. Yeni gelişmelere göre ideolojik ve teorik ilkeler yeniden değerlendirilmiş ve yeni şartlara göre yeni çözümler üretilmiş ve bu çözümler doğrultusunda sistemin yapısında değişmeler yapılmıştır. Sistemin esas amacında değişme olmadığı gibi taviz de verilmemiştir. Bu amaç, iktisadî gücü ellerinde bulunduranların kârlarının maksimizasyonu/en üst düzeye çıkarılması ve sürekli kılınması amacıdır. Kapitalizmdeki yeniden yapılanma süreci aşağıdaki başlıklar altında özetle anlatılacaktır.

Alıntı ile Cevapla